Monthly Archives: April 2015
Romantik Almanya’dayız
Genel istek üzerine resimlerin büyütülmüş hali ile huzurlarınızda:))
İlk duyduğumda herkes gibi Almanya’nın da romantikliği mi olur demiştim ama gördüklerim karşısında hayran kaldığımdan tüm sözlerimi geri aldım bakalım siz de beğenecekmisiniz?
Sabah THY’ın st 6.55 uçağı ile yola koyulduk ve st 10’da Frankfurt’ta uçağımızdan inip Romantik Yolumuza başladık. Bu kez yanımızda ablam ve onun gezgin eczacı arkadaşları var, hepsi birbirinden hayat dolu.
Almanya benim için çocukluğumu hatırlattığı için galiba çok özel, ne zaman gitsem çok huzurlu hissediyorum kendimi. Frankfurt Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri havaalanından hemen sonra rehber otele gitmeden evvel önce merkezde kısa bir şehir turu yaptırdı ve Gothe’nin evine kadar yürüdük, 3 katlı bir ev, burada Goethe’nin kendine ait özel eşyaları var, yemek masaları, yatak odası, kütüphanesi tarih kokuyor resmen, kapıda eski zaman giysili kızlar bilet satıyorlar, ben evde dolanırken Sedat dışarıda resim çekti.
Evden çıkar çıkmaz Sedat ı ararken ilk gördüğüm dondurmacıya daldım tabii ki, ve…
View original post 1,893 more words
Romantik Almanya’dayız
İlk duyduğumda herkes gibi Almanya’nın da romantikliği mi olur demiştim ama gördüklerim karşısında hayran kaldığımdan tüm sözlerimi geri aldım bakalım siz de beğenecekmisiniz?
Sabah THY’ın st 6.55 uçağı ile yola koyulduk ve st 10’da Frankfurt’ta uçağımızdan inip Romantik Yolumuza başladık. Bu kez yanımızda ablam ve onun gezgin eczacı arkadaşları var, hepsi birbirinden hayat dolu.
Almanya benim için çocukluğumu hatırlattığı için galiba çok özel, ne zaman gitsem çok huzurlu hissediyorum kendimi. Frankfurt Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri havaalanından hemen sonra rehber otele gitmeden evvel önce merkezde kısa bir şehir turu yaptırdı ve Gothe’nin evine kadar yürüdük, 3 katlı bir ev, burada Goethe’nin kendine ait özel eşyaları var, yemek masaları, yatak odası, kütüphanesi tarih kokuyor resmen, kapıda eski zaman giysili kızlar bilet satıyorlar, ben evde dolanırken Sedat dışarıda resim çekti.
Evden çıkar çıkmaz Sedat ı ararken ilk gördüğüm dondurmacıya daldım tabii ki, ve onun beni bulması hiç zor olmadı :))
Romantik yolumuzun ilk durağı Heidelberg, son derece keyifli yeşillikler içinde bir yolculuk yaptık Heidelberg’ e giderken. Frankfurt ile arada yaklaşık 80 km mesafe var, burası tam bir üniversite şehri, Neckar nehri kenarına kurulmuş, şirin mi şirin kırmızı damlı küçük evlerin yeraldığı bir şehir. Şehre adını veren Heidelberg kalesi 2. dünya savaşı sırasında biraz harap olmuş arada yıkılan yerleri var ama gerçekten muhteşem. Kalenin içinde bulunduğu bahçe de o kadar güzel ve bakımlı ki, ne bir pislik ne de gözü rahatsız eden bir şey var, çimenlere uzanmış insanlar, kitap okuyanlar, oyun oynayan çocuklar hiç kimse diğerini rahatsız etmiyor, yine Avrupa’da olmanın farkını yaşadım, böyle zamanlarda ruhum acaip dinleniyor ama hayatımla ilgili keşkeler yaşayıp üzüntü duyuyorum. Ben de ayakkabılarımı çıkarıp ortama uyum sağladım bahçenin çoğu yerini çıplak ayakla dolaştım, eee ne de olsa romantik Almanya’dayız:))) bir şekilde romantizme başlamak lazım.
Almanya’da olmak benim için Bratwurst yemek demek, aslında normalde hiç sosis sevmeyen sevgilim de sayemde alıştığı için ne yiyeceğimize karar vermekte pek zorluk çekmedik :)))
Karnımızı doyurduktan sonra otobüsümüze binip Wernheim’da bulunan otelimize ( NH Hotels) gitmek üzere yola koyulduk,

Otele yerleştik akşam yemeği için otele yakın bir restauranta gitmeye karar verdik bu arada hava birden değişti bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı koşa koşa restauranta girdik su içinde kaldık, eeee nede olsa romantik yoldayız ya romantizm bu olsa gerek :)))) Burası ilginç ev yapımı biraları olan bir yer, biralarımızı içip bir şeyler atıştırıp artık otele geri döndük ertesi güne hazır olmamız lazım.
2. gün, st 08.00 de Würzburg’a gitmek için yola çıktık. Würzburg Bavyera’nın en büyük eyaletlerinden biri, saray 17. yy da yapılmış, dünyanın en büyük freski buradaymış, J Batista tarafından yapılmış. 4 kıtanın sembollendiği bir fresk, beyaz salon, imparatorluk salonu, ayna odası, yeşil oda, misafir odası tek tek gezdik. 1945 de sarayın yarısı zarar görmüş ve Amerikalılar sarayı koruma altına almışlar, Versay sarayının bir eşi. Sarayın bahçesi tam 50 yılda tamamlanmış.


Bahçede epeyce zaman geçirdikten sonra hareket saatine 1 st zamanımız kaldı, şehir içinde dolaşıp vakit geçirmeye karar verdik. Outdoor ürünleri Avrupa’da oldukça uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz, bizde epeyce pahalı, görür görmez Jack Wolfskin mağazasına girdik iki katlı inanılmaz modeller var, tabii alışveriş yapmadan olmazdı:)))))
Alışveriş de yaptıktan sonra otobüsümüze bindik ve yaklaşık 1 st yolculuk sonrası Weikersheim kasabasına vardık. Yolda romantik Almanya’da olduğumuzu hatırlatan tabelaları sık sık gördüğümüzü de söylemeyi unutmamam lazım.
Burada 17. yüzyıldan kalma bir şatoyı gezeceğiz, Weikersheim ufacık bir kasaba, yavaş yavaş yürüyüp şatoya ulaştık ama rehberimiz olmadan içeri alamayacaklarını söylediklerinden yaklaşık 15-20 dk rehberi bekledik, rehberle ilgili düşüncelerimi ilerde söyleceğim.
5 euro giriş, içeri girdikten sonra şato içinde de size bir rehber veriyorlar, o size oda oda şatoyu gezdiriyor, içerideki tüm odalar kilitli rehber odayı açıp sizi içeri alıyor ardından hemen kapıyı kilitleyip size odayı dolaştırmaya başlıyor. Arada bazı seremonileri de yaptırıp olayı eğlenceli hele çeviriyor. Büyük balo salonuna girmeden önce erkeklerin kadınların ellerini tutup şarkı eşliğinde içeri girmelerini istiyor tabii ki de yapıyoruz :)))
Şatonun bahçesi de muazzam büyük, yaklaşık 20 yılda Romalılardan ilham alınarak yapılmış. Şato ve bahçeyi gördükten sonra meydandaki küçük kiliseyi gezdik, burası zaten ufacık bir kasaba fazla gezebileceğimiz bir yer yok, bir kahve molası verip st 16.30 da çevresi surlarla çevrili Rothenburg’a gitmek üzere yola çıktık. Bu seyahate çıkmadan önce Romantik yol üzerinde uğrayacağımız yerleri hep araştırmıştım, Rothenburg en merak ettiğim yerdi, ve varır varmaz kendimi kaybediyorum, burası tam bir Noel kasabası inanılmaz şirin, her yerde Noel bibloları, hediyelik eşya satan mağazalar, her yer ışıl ışıl tam benlik.







Ama en kötü tarafı mağazalar st 18.00 de kapanıyor. Biz de guguklu saat alıcaz, koştura koştura daha önceden internetten araştırdığımız Kathe Wohlfahrt mağazasını bulduk. Burası muhteşem, karşılıklı iki mağazası var, birinin yanında da oyuncak müzesi. Kapıda mağazaya ait çok şirin bir araba var turistler anında devamlı resim çektriyorlar. Mağazalar tam benlik, bir dolu noel biblosu, noel ağaçları, dönme dolaplar, müzik kutuları ve muhteşem guguklu saatler var. Guguklu saatleri ben çocukluktan beri çok severim nerde görsem bana çocukluğumu hatırlatır, küçükken babam bana Almanya’dayken palyaço şeklinde bir tane almıştı, Türkiye’ye dönüş yaptığımızda da kuzenim onu bozmuştu ve tamir bile olamamıştı. Şimdi yeni bir tane alınca kendimi acaip mutlu hissettim artık bizim de bir guguklumuz var :)))) St 18.30 civarı otelimize yerleşip tekrar bir de gece görelim diye otobüsle tekrar meydana geldik. Tabi mağazaların kapanması kötü ama biz yine de vitrinlere bakıp oldukça hoş zaman geçirdik. Birden yağmur bastırınca gördüğümüz ilk açık restauranta daldık, tercihimiz pizzadan yana.
Kaldığımız otel önceden birahaneymiş, biraz etrafa bakınca zaten o döneme ait eşyalar da görebiliyorsunuz, amaoldukça konforlu ve şık olduğunu söylemeliyim.
Romantik yolculuğumuzun bir sonraki durağı 40 km uzaktaki Dinkelsbühl burası da oldukça küçük ama şirin bir kasaba.


Burada yaklaşık 1 st kadar oyalandık ardından yine romantik yolumuz üzerinde bulunan Nordlingen’ e gittik, 12,5 milyon yıl önce 50 km lik bir alana bir göktaşı düşmüş ve şehir bu krater üzerine kurulmuş.
Burası da küçük bir kasaba, meydanda biraz dolaşıp mağazalara baktık ve Ausburg için yola çıktık. Ausburg buraya 1 st mesafede ama romantik yola dahil şehirlerden değil, burada kalmak çok manasız ama yapacak birşeyimiz yok. Ausburg da romantik yol üzerinde gördüğümüz 2-3 katlı, şık çatıları olan, balkonlarından çiçekler sarkan evlerden yok, burası bayağı büyük apartmanların olduğu kocaman bir şehir. otelimiz şehir merkezşnde, bu nedenle eşyalarımızı koyup hemen çevre turuna çıktık. Moitzplatz, Karlhof, Müller, DM gibi mağazalara baktık. Biz DM leri seviyoruz, oldukça uygun fiyata bakım ürünleri bulabiliyorum İstanbul’la kıyaslayınca aynı ürünlerde inanılmaz farklar oluyor. Rehberimiz Ausburg’da yaşıyormuş bize daha önce hapishane olan bir şaraphaneyi önerince akşam yemeği sonrası oraya gittik ertesi gün Münih-Salzburg turumuz olduğundan uyanamama ihtmaline karşılık çok kalamadık.
Sabah Münih’e gitmek için erkenden yola düştük. Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri Münih, Salzburg’a geçeceğimiz için yaklaşık 3-4 st kadar kalabildik ancak BMW müzesi, saat kulesi Dom katedrali, Markplatz, Rathaus’u görebildik. Kaufhof’larda Birkenstock fiyatları daha uygun, mutlaka bakmak lazım.St 11.00 de saat kulesinde dans eden figürleri izledik ve st 12.00 de Salzburg için yola çıktık, Münih’ e kesinlikle çok daha uzun zaman ayırmak lazım.

Salzburg’a ulaşmak epey zor oldu, korkunç trafik vardı ve hava da yağmurluydu. St. 15.30 da oraya vardığımızda inanılmaz zaman kaybettiğimizden saraya giremedik, sadece kilise meydanı, uzaktan Salzburg kalesi görebildiklerimizdendi. Tam bir Avusturya şehri, şehir merkezinde ara sokaklarda turladık, kendime zıplayan Mozart kuklalarından ve minik bir fare aldım :)))
Acıkınca tek bulabildiğimiz bir büfeden sosisli sandviç yedik ve st 18.00 de Ausburg’a dönmek üzere yola çıktık. Yolda otobüsümüzün motor kayışı koptu ve ADAC’ı aradılar ama yaklaşık 2 st sonra geldi. Ben de bu arada kitabımı bitirme fırsatı buldum Tess Gerritsen’in “Sona Kalan” müthiş. Nihayet st 02.00 de otele döndük ve Salzburg eziyetimiz sona erdi.
5. gün: Bugün Ausburg’dan ayrılıyoruz, yolculuk Füssen’e.
Oteldeki kahvaltı çok güzel, çıtır çıtır simitler, kuruvasan, ve elmalı kekler var.St 09.00 da yola çıktık 1 st sonra Füssen’e yakın şatoların bulunduğu bir yere vardık. Burası 18. yüzyılda Kral Ludwig’in kardeşi için yaptırdığı ama hiç oturamadığı Neuschwanstein şatosu. Sindirella’ya da konu olmuş çok güzel bir şato. bölgede Bavyera müzesi ve bir müze daha var, üçüne girecekseniz 29 Euro sadece Neuschwanstein şatosunu görecekseniz 12 Euro ödüyorsunuz. Şatoya gitmek merkezden yürüyerek yaklaşık 20 dakikanızı alıyor, ama isteyen bizim gibi tembellik edip 6 Euro ödeyerek faytonlara binip 10 dk da tepeye ulaşabilir :))). Biletin üzerinde şatoya giriş saatiniz yazıyor, öyle ben geldim hemen içeri gireyim demek yok. Bizim saatimiz 13.35, saatimiz gelince yaklaşık 20 kişilik gruplar halinde bizi içeri aldılar. İnanılmaz güzel bir yer, tek tek dinlenme odası,okuma koltukları, yatak odası, inanılmaz abartılı, şık. Kral korsan ve kuğulara bayılırmış hemen her yerde bu motifleri görüyoruz. Şatoyu gördükten sonra yaklaşık 20 dk daha yürüterek şelalelerin olduğu yere geldik, Tahta bir köprü ile iki dağ birbirine bağlanmış, manzara inanılmaz güzel, tahta köprü üzerinde ilerleyerek şatonun uzaktan da resimlerini çektik. Aşağı inmemiz st 16.00 ı buluyor. Çevrede bir çok küçük hediyelik eşya dükkanları var, buradan da minik bir tahta saat aldım.


Daha sonra otobüsümüz binip 1 st mesafedeki Füssen’e ulaştık.Burası da aynı Rotenburg gibi masalsı bir şehir,otele eşyaları koyup hemen dıarı çıktık.Nehir kenarından yeşillikler içinden geçip merkeze geldik. Pencerelerinden çiçekler sarkan, rengarenk küçücük evleri olan şık bir kasaba. Hemen girişte küçük bir kilise var, biraz etrafı dolaştık, uzun süredir dondurma yemeyen ben ilk dondurmacıya atladı:)))) 1 top 1 Euro.
Füssen’de de inanılmaz zevkle dolaştım, kendimi çok mutlu hissediyorum böyle yerlerde. Çarşısı da inanılmaz güzel değişik değişik yağ, sabun, baharat dükkanları var, cadı ve melek koleksiyonum için parçalar almayı unutmuyorum tabii:))). Yemek için de güzel alternatifler şık restaurantlar var. Bizim ekiple deniz ürünlerini tercih edip bir restauranta oturduk, nehir balığı, somon bir çok alternatif var ve çok lezzetli. Biz somonla bira tercih ettik pişman olmadık.




Daha sonra çevre turumuzu devam ettik, hediyelik eşya mağazalarına tek tek baktım, yine kandiller, minik biblolar bir dolu şey aldım. Bu küçük bibloları seviyorum evin her tarafı bunlarla dolu, sonra Sedat beni gaza getirip bir dondurma daha ısmarladı. Saat ilerlemesine rağmen bir çok dükkan açık biz de kasaba merkezindeki cafe barlardan birine oturup biralarımızı içmeye devam ettik, sakin, sessiz, huzur dolu kasabada insan kendini ne kadar huzurlu hissediyor. Ama ertesi gün yolculuk var, Zürih’ e gideceğiz yavaş yavaş yürüyerek yolda resimler çekerek otelimize döndük.
6. gün: Füssen’den çıkıp önce Wasserburg’a gittik, göl kenarında biraz dolaşıp sonrasında Konstanz şehrine geldik, Almanya’nın Bodensee bölgesindeki en büyük şehri, Bodensee Almanya, Avusturya ve İsviçre arasında olan 3 ülkeyle de sınırı olan bir bölge. Konstanz’a insanlar çoğunlukla alışveriş için geliyorlarmış biz de burada sadece çarşı içinde dolaşabildik pek görülecek yeri de yok aslında. 2 st vakit geçirdikten sonra Bodensee çevresindeki minik kasabaları gezdik, st 13.00 de Maine adasına geldik. Burası küçük bir cennet gibi, giriş 15 Euro ama kesinlikle değer, içinde şelaleler, hayvanat bahçeleri, kelebekler, çiçekler, inanılmaz ağaçlar var, çok değişik inanılmaz güzel dekore edilmiş, isterseniz içindeki cafelerde saatlerce oturabilirsiniz.Burada yaklaşık 2 st vakit geçirip Konstanz üzerinden St Galen’a geldik burası İsviçre’ye ait şehir ama bomboştu. Oldukça pahalı bir şehir 3 hamburger menüye 35 Frank verdik sonrasında yola çıkıp 140 km sonra otelimize ulaştık.



7. gün: Sabah erkenden Zürih’ e gitmek üzere yola çıktık. İsviçre sınırlarına girdikten sonra Zürih gölü çevresinde büyük teknelere binerek göl çevresinde ilerleye ilerleye Zürih’ e ulaştık. Yaklaşık 5 yıl önce Zürih’ e gitmiştim inanılmaz durgun bir şehir gelmişti bana. Bu sefer gittiğimizde festivale denk geldik, değişik ülkelerden değişik kostümlü bir dolu insan vardı inanılmaz görüntülerdi :))) Şehir merkezinde biraz vakit geçirip Bern’e gittik burası bence doğal güzellikleri açısından Zürih’ten çok daha güzel, tarihi yapı da korunmuş, çok güzel bir şehir. Bern de epeyce vakit geçirdik alışveriş yaptık, merkezde dolaştık gerçekten çok güzeldi.










8. gün. Bugün artık dönüyoruz. Sabah rehber bizi ekstra olarak Metzingen ‘e outlete götürdü ama malesef pazar günü kapalıymış tabi rehberin bunu atlamış olmasını biz de dahil kimse kabul edemiyor. Hem ekstra tur ücretini topladı hem de erkenden bizi yola çıkardı. Oradan da dönüş için Stuttgart’a gittik.

Avrupa’da çoğu şehirde pazar günleri mağazalar açık ama burada kapalı, yemek yemek için bile pastane dışında bir yer bulamadık, arada BMW müzesini gezdik, şehir merkezinde turladık uçağımız akşam saatinde, belli bir saatte havaalanına gitmek üzere toplandık ve dönüş için havaalanına gittik. Yakında İspanya Endülüs Seyahatnamesinde buluşmak üzere…..













































































