İspanya Endülüs Seyahatnamesi

Bundan yaklaşık 6 yıl önce İspanya’ya arkadaşlarımla sadece Barselona ve Madrid’i içeren bir tur ile gitmiştim. Eşimin yoğun ısrarları ile tekrar ama Endülüs’ü de katarak çıktık yollara.

Turumuz 699 Euro, Madrid, Barselona, Toledo, Cordoba, Sevilla, Granada, Valencia, Gerona ve Figueras‘ı kapsıyor.

Sabah Pegasus Havayolları ile saat 10.30 ‘da yola çıktık, 14.45 te Madrid‘e indik. İlk durağımız Plaza de Toros oldu. Boğa güreşlerinin yapıldığı bu arenanın fotoğraflarını  çekelim derken bastıran yağmurda sırılsıklam olduk.

dsc0603s

Rehber bize panaromik bir şehir turu yaptırdı ve sırayla Kraliyet Sarayı, İspanya Meydanı, Cervantes Anıtı, La Puerto Del Sol Alanı, Alcala Kapısı, Cibeles Meydanı ve Çeşmesi, Paseo Del Prado ve Apollo Çeşmesi, Retiro Parkı, Gran Via ve  Castellena Caddeleri’ni gördük.   Plaza Mayor’ da yaklaşık 1 saat mola verdi ve meyve sebze ile her türlü yemeğin satıldığı pazar yerinden deniz ürünlü paella yedik. Saat 17.00 gibi otelimize yerleşmek üzere yola çıktık. Otelimiz Madrid’in biraz dışında  idi. Şehir dışında ama küçük bir kasabada, kendi semt pazarı, bar, kafe, restaurantları olan epeyce vakit geçirebileceğimiz bir meydanı var. Otele yerleştikten sonra akşam çevre turuna çıktık, semt pazarlarını gezdik, alışveriş yaptık, sonra geç saatte otelimize döndük.

_DSC0625s

İkinci gün ekstra olarak düzenlenen Toledo turu vardı. Sabah saat 08.00 gibi  Madrid içerisinde bir şehir turu yaptık daha sonra da saat 12.00 gibi Toledo için hareket ettik. Toledo Madrid’e yaklaşık 70 km mesafede yol yaklaşık 50 dk sürüyor. İspanya’da 17 eyalet, 17 farklı krallık var. Endülüs, Katalunya, Madrid, Castilla La Mancha, Valencia eyaletleri arasında. Castilla La Mancha en büyük eyalet, ve başkenti Toledo. Madrid Castilla La Mancha’nın  kuzeyinde yeralıyor, sembolü 7 yıldız, kendine has bir yönetim şekli ve sınırı var. İkinci büyük eyaleti Endülüs,  üçüncü Valencia. Ülkenin en uzun nehri Tejo nehri ve orta İspanya’dan başlayarak batıya dönüp Portekiz’e girerek Lizbon körfezi’nden Atlas okyanusuna dökülüyor.

Toledo’nun adının İbranice’den geldiği söyleniyor, şehir  Romalılardan da önce kurulmuş, ilk olarak Yahudiler yerleşmiş. Romalılar şehirden gidince Vizigot Krallığı kuruluyor. 8. yüzyılda şehri müslümanlar fethediyorlar, 1085 yılında Toledo tekrar Vizigot Krallıkların eline geçiyor, 15. yüzyıldan itibaren şehir küçülüyor. Nüfusu yaklaşık 85.000. Unesco tarafından ilk açık şehir ilan edilmiş ve birinci derece sit alanı. Şehir Avrupa için oldukça önemli. 80.000 ciltlik kitap bulunan oldukça büyük bir kütüphanesi var.  Kral Alfonso zamanında kütüphane yağmalanmış. Sonrasında yaklaşık 40.000 ciltlik kitap tercüme edilmiş, Geometri, Tıp gibi alanlarda inanılmaz ilelemeler kaydedilmiş.

Toledo’ya girerken Alcazar Kalesi ve Saray görülüyor. 1950 yılında yıkılan Alcazar yeniden onarılmış müze ve askeri akademi olarak kullanılıyor.

_DSC0682s

Toledo şehrine girişte manzara resmi çekmek için durduk inanılmaz güzel bir manzarası var. Toledo’da telkari benzeri takılar ve Toledo çeliğinden yapılma kılıçlar ünlüymüş, şehir modern ve eski olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Aynı Prag’a benziyor, kartpostal gibi bir şehir.

_DSC0690s

Yürüyen merdivenlerle tepeye çıkıp katedrali  görmeye gittik. Toledo katedralinin  önemi içinde özelliği dünyaca ünlü ressamların  eserlerine ev sahipliği yapıyor olmasıymış. Ressam El Greco’nun Kont Ozgan için yaptığı dev portre de burada yer alıyor. Dar sokaklardan ilerleyerek ülkenin en heybetli katedralini (apsis ve şapelleri harika) ve belediye binasını gördük, bir şeyler atıştırdıktan sonra sokak sokak dolaştık, burası tarihi binalarla kaplı, daracık sokakları olan bir şehir. Tarih çok güzel korunmuş, eski kapılar, kapı tokmakları, balkonlar görülmeye değer. Arada ilginç bulduğumuz hediyelik eşya satan mağazalarına da  baktık, hediye yelpazelerimizi alıp saat 17.00 gibi Madrid’e gitmek üzere yola çıktık.

_DSC0692s

_DSC0751s

_DSC0765s

Akşam saatlerinde Madrid’e vardık. Önce Sol meydanında biraz dolaştık. Pazar günü ve akşam olduğundan çoğu tarihi yer kapalı biz de mağazaları dolaşmaya karar verdik. Yola çıkmadan önce Iphone 6’ın İspanya’da daha uygun olduğunu duymuştuk. Gerçekten tax free den de yararlanınca Ipone 6 plus telefonu yaklaşık 1000 TL daha ucuza aldık :))). Ama diğer tekstil ürünleri veya ayakkabılar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, buradaki alışveriş zinciri El Cortes oldukça pahalı bir AVM, Camper İspanyol malı olmasına rağmen düşünülenin aksine burada bile oldukça pahalı.

_DSC0641s

Akşam biraz Starbucks’ta dinlendikten sonra, yürüye yürüye, Prado müzesi, Neptün çeşmesi, Cibeles çeşmesi, eski tren istasyonunu görüp otelimize döndük.

Üçüncü gün sabah  08.00 de Cordoba‘ya gitmek üzere yola çıktık. Yaklaşık 2 saatlik bir yol sonrası önce Sancho Panza’nın kasabası olan Puerto Lapice‘e uğradık. Çok sevimli yeldeğirmenleri olan, şirin bir kasaba, burada iki hediyelik eşya mağazası var, biraz turistik, pahalı bir kasaba, burada çok oyalanmadan Cordoba’ya doğru gitmek üzere yola çıktık.

_DSC0999s

Cordoba inanılmaz güzel, bembeyaz boyalı daracık sokakları var, duvarlara monte edilmiş saksılar içinden sarkan çiçekler, rengarenk balkonlar, şık avlular,  tam bir Akdeniz kasabası. Şehir turu sırasında önce Cordoba Camisini gördük, burasının yapımı 785 yılında başlamış 987 de tamamlanmış artık katedral olarak anılıyor. Giriş 18 euro, vaktimiz olmadığından sadece dışarıdan görebildik.

_DSC1018s

_DSC1057s

 _DSC1074s

Cordoba asıl adı ile Kurtuba 756-1031 yılları arasında Endülüs Emevilerinin başkentliğini yapmış önemli bir şehir. Endülüslerin ilk başkenti Şam ve 7. yüzyılda neredeyse Kuzey Afrika’yı tamamen ele geçiren berberiler müslümanlığı kabul etmişler. 711 yılında vali Musa bin Nusayr, Tarık bin Ziyad’ı vizigotların hakimiyetinde olan İspanya’yı fethetmesi için göndermiş ve İspanya’nın fethi ile İspanya’da 756 yılına kadar Endülüs valiler dönemi hüküm sürmüş, Abbasilerin güçlenip Şam’ı ele geçirmesi ile Emevi hanedanından Abdurrahman bin Muaviye önce Filistin’e oradan Fas’a gitmiş. Şam’dan ayrılan Endülüs’e göç eden Emevilerle birleşerek  dönemin valisi Yusuf el Fihri’yi yenmiş ve Kurtuba’da emirliğini ilan ederek burayı başkent yapmış. Abdurrahman bin Muaviye 33 yıl hükümdarlık sürmüş ve bir çok cami, sur, hamam yaptırmış. Bu nedenle Cordoba Endülüs Emevileri tarihinde önemli bir şehir.

_DSC1096s

 _DSC1105s

_DSC1135s

Cordoba’yı biraz Bodrum’a benzettim ama çok daha düzenli çok daha şık ve güzel. Katedralin bahçesini dolaştıktan sonra Cordoba’yı sokak sokak gezdik. Biraz mola verdikten sonra Sevilla’ya gitmek üzere yola çıktık yaklaşık 150 km lik yol sonrası otelimize ulaştık.

Turumuzun dördüncü gününde Sevilla şehir turu yapıp Granada’ ya gideceğiz. Sabah saat 08.00 de Sevilla şehir turu için yola çıktık.  15. yüzyılda inşa edilen Muvahhit’ler döneminden kalma Katedrali  (daha önce yerinde Ulu Cami varmış) sadece dışarıdan gördük, rehberimiz biraz program dışına çıkıp bizi  İspanyol ve Portekiz pavyonlarına götürdü. Zaten tütün fabrikası,  dört mevsim çeşmesi, Carmen operası, Sevilla berberi, Don Gioviani’nin evi kısa kısa aralarla aynı alanda toplanmış. İspanyol pavyonu çok ilginç bir yer. A  harfinden başlayarak tüm İspanyol şehirleri figürize edilmiş. Barselona, Kanarya adaları vs. İçerisinde dört küçük köprünün de olduğu şirin bir yer. Dışarı çıkınca hemen yürüme mesafesinde Alcazar sarayı ve Sevilla katedrali var. Biraz sıra bekleyerek sarayın içine girdik, İspanya kralı ve Portekiz Kraliçesi’nin evlendikleri oda, Kristof Kolomb’un mezarı, bahçesi ile gerçekten muhteşem bir saray. Kolomb’un mezarının yapımına 1181 yılında başlanmış, dört büyük krallık tarafından taşındığı sembolize edilmiş. Katedral dünyada Vatikan ve Londra’dan sonraki en büyük katedral. Sarayın hem içi hem de bahçesi çok güzel, o kadar çok Endülüs döneminden kalma motifler var ki, bir çok yerde arapça “Herşeyin tek sahibi Allah’tır” yazıyor.

_DSC1203s

_DSC1186s

_DSC1182s

_DSC1189s

_DSC1243s

_DSC1253s

_DSC1265s

_DSC1272s

_DSC1295s

_DSC1307s

_DSC1306s

_DSC1375s

Sevilla sonrası yaklaşık 200 km yol gittikten sonra Granada‘ya ulaştık. Önceden rezervasyon yaptırdığımız için ilk olarak  El Hamra sarayına gittik. Saray 1400 lü yıllardan kalma, 300 yılda tamamlanmış. Harem selam odaları, kraliçelerin (4 adet) odaları, Kral’ın odası hepsini tek tek dolaştık. Odalardan muhteşem Granada manzarası görülüyor. Burada da Alcazar sarayı gibi bir çok yerde arapça “Herşeyin tek sahibi Allah’tır” yazıyor. Bahçesi oldukça büyük, mazı ağaçları, dev kauçuklar ile dekore edilmiş. Meraklıları için söylemem gerek, “Game of Thrones” ‘un bazı sahneleri bu sarayda çekilmiş. Çeşmeler çok güzel. Yaklaşık 2,5 saat kadar saray içinde dolaştık. Sonra saat 18.00 de otobüsümüze binerek şehir merkezinde yemek molası sonrası otelimize döndük.

_DSC1466s

_DSC1541s

_DSC1557s

_DSC1574s

_DSC1586s

_DSC1490s

_DSC1505s

_DSC1638s

_DSC1514s

_DSC1540s

Turun 5. günü Valencia‘a gitmek için erkenden hareket ettik. Valencia’da şehir eski ve yeni şehir olmak üzere  iki bölüm. Önce eski tarihi şehri gezdik, katedral, tarihi pazar, belediye sarayını gördük. Burada dünyanın en dar binası var. Sonra şehrin modern bölümüne geçtik. Burada büyük binalar, yeni parklar, bilim müzesi, opera binası son derece şık yapılmış. Bilim müzesi içinde biraz vakit geçirdik otelimiz burada Holiday Inn Exress, yürüyerek şehir merkezine gidebileceğimiz yakınlıkta. Şehrin tam ortasında bir vaha olan “Turia Bahçeleri” palmiyeler, çam ağaçları, zakkumlar ve Akdeniz bitkileri ile dolu geniş bahçeler ile çevrilmiş harika bir yürüyüş ve bisiklet rotası. Akşam biraz daha şehir merkezinde turlayıp otelimize döndük.

_DSC1678s

_DSC1692s

_DSC1724s

_DSC1743s

_DSC1753s

_DSC1756s

_DSC1765s

_DSC1784s

_DSC1791s

Ertesi gün Barselona için erken yola çıktık. Valencia Barselona arası 350 km ve yaklaşık 4-5 saat sürecek bir yolculuğumuz var. Öğleye doğru Barselona ya vardık, küçük bir şehir turu yaptık, Barselona da inanılmaz güzel bir şehir, Marina, Batillo evi, Mila evi, Sagrada Familia, Via Layetana gördüğümüz yerler arasında.

_DSC1829s

_DSC1835s

_DSC1843s

_DSC1871s

_DSC1891s

_DSC1913s

Sagrada Familia Gaudi nin başladığı ama bitiremeden vefat ettiği yapımı günümüzde de devam eden büyük bir katedral, şehirde yer yer Gaudi nin eserlerine rastlıyorsunuz, zaten tarzını benimseyince Gaudi nin yapıtlarını tanımak zor olmuyor.

Şehir turu sonrası otele yerleştik, Sedat Barselona stadını merak ettiği için yürüyerek Barselona Camp Nou Stadına gittik, içinde inanılmaz büyük bir spor mağazası var, stadın çevresini dolaştık fotoğraflar çektik, hatıra şeyler aldık acaip güzel vakit geçirdik. Sonra tur rehberimiz hep beraber bir akşam yemeği yiyelim demişti Marina da şık bir restrauranta buluşup yemek yedik.

Barselona da son günümüzde Gerona-Figuera ekstra turu ile önce Gerona ya gittik. Burası ufacık bir kasaba, daracık sokakları var, diğer şehirlere göre çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, oradan da Figuera da Dali müzesine geçtik. Burası ise muhteşem. Dali zaten çok zeki bir insanmış, inanılmaz eserleri var müzede yaklaşık 3 saat vakit geçirdik.

_DSC1966s

_DSC1980s

_DSC2030s

_DSC2016s

_DSC2074s

_DSC2089s

Akşam otelimize döndük, artık ertesi gün eve dönüş, yavaş yavaş hazırlandık. Sabah erkenden yola çıkıp havaalanına gittik ve güzel anılarla bir seyahatimizi daha tamamladık.

Yeni yolculuklarda görüşmek üzere….

Standard

Romantik Almanya’dayız

Genel istek üzerine resimlerin büyütülmüş hali ile huzurlarınızda:))

gunferyal's avatargezginiz

İlk duyduğumda herkes gibi Almanya’nın da romantikliği mi olur demiştim ama gördüklerim karşısında hayran kaldığımdan tüm sözlerimi geri aldım bakalım siz de beğenecekmisiniz?

Sabah THY’ın st 6.55 uçağı ile yola koyulduk  ve st 10’da Frankfurt’ta uçağımızdan inip Romantik Yolumuza başladık. Bu kez yanımızda ablam ve onun gezgin eczacı arkadaşları var, hepsi birbirinden hayat dolu.

Almanya benim için çocukluğumu hatırlattığı için galiba çok özel, ne zaman gitsem çok huzurlu hissediyorum kendimi. Frankfurt Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri  havaalanından hemen sonra rehber otele gitmeden evvel önce merkezde kısa bir şehir turu yaptırdı ve Gothe’nin evine kadar yürüdük,  3 katlı bir ev,  burada Goethe’nin kendine ait özel eşyaları var, yemek masaları, yatak odası, kütüphanesi tarih kokuyor resmen,  kapıda eski zaman giysili kızlar bilet satıyorlar, ben evde dolanırken Sedat dışarıda resim çekti.

DSC_0600                  DSC_0651

Evden çıkar çıkmaz Sedat ı ararken ilk gördüğüm dondurmacıya daldım tabii ki, ve…

View original post 1,893 more words

Standard

Romantik Almanya’dayız

İlk duyduğumda herkes gibi Almanya’nın da romantikliği mi olur demiştim ama gördüklerim karşısında hayran kaldığımdan tüm sözlerimi geri aldım bakalım siz de beğenecekmisiniz?

Sabah THY’ın st 6.55 uçağı ile yola koyulduk  ve st 10’da Frankfurt’ta uçağımızdan inip Romantik Yolumuza başladık. Bu kez yanımızda ablam ve onun gezgin eczacı arkadaşları var, hepsi birbirinden hayat dolu.

Almanya benim için çocukluğumu hatırlattığı için galiba çok özel, ne zaman gitsem çok huzurlu hissediyorum kendimi. Frankfurt Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri  havaalanından hemen sonra rehber otele gitmeden evvel önce merkezde kısa bir şehir turu yaptırdı ve Gothe’nin evine kadar yürüdük,  3 katlı bir ev,  burada Goethe’nin kendine ait özel eşyaları var, yemek masaları, yatak odası, kütüphanesi tarih kokuyor resmen,  kapıda eski zaman giysili kızlar bilet satıyorlar, ben evde dolanırken Sedat dışarıda resim çekti.

DSC_0600                  DSC_0651

Evden çıkar çıkmaz Sedat ı ararken ilk gördüğüm dondurmacıya daldım tabii ki, ve onun beni bulması hiç zor olmadı :))

Romantik yolumuzun ilk  durağı Heidelberg,  son derece keyifli yeşillikler içinde bir yolculuk yaptık Heidelberg’ e giderken. Frankfurt ile arada yaklaşık 80 km mesafe var, burası tam bir üniversite şehri, Neckar nehri kenarına kurulmuş,  şirin  mi şirin kırmızı damlı küçük evlerin yeraldığı bir şehir. Şehre adını veren Heidelberg kalesi 2. dünya savaşı sırasında biraz harap olmuş arada yıkılan yerleri var ama gerçekten muhteşem. Kalenin içinde bulunduğu bahçe de o kadar güzel ve bakımlı ki, ne bir pislik ne de gözü rahatsız eden bir şey var, çimenlere uzanmış insanlar, kitap okuyanlar, oyun oynayan çocuklar hiç kimse diğerini rahatsız etmiyor,  yine Avrupa’da olmanın farkını yaşadım, böyle zamanlarda ruhum acaip dinleniyor ama hayatımla ilgili keşkeler yaşayıp üzüntü duyuyorum. Ben de ayakkabılarımı çıkarıp ortama uyum sağladım bahçenin çoğu yerini çıplak ayakla dolaştım, eee ne de olsa romantik Almanya’dayız:))) bir şekilde romantizme başlamak lazım.

DSC_0675 DSC_0679

DSC_0691

DSC_0702

           DSC_0715

Almanya’da olmak benim için Bratwurst yemek demek, aslında normalde hiç sosis sevmeyen sevgilim de  sayemde alıştığı için ne yiyeceğimize karar vermekte pek zorluk çekmedik :)))

Karnımızı doyurduktan sonra otobüsümüze binip Wernheim’da bulunan otelimize ( NH Hotels) gitmek üzere yola koyulduk,

DSC_0760

Otele yerleştik akşam yemeği için otele yakın bir restauranta gitmeye karar verdik bu arada hava birden değişti bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı koşa koşa restauranta girdik su içinde kaldık, eeee nede olsa  romantik yoldayız ya romantizm bu olsa  gerek :)))) Burası ilginç ev yapımı biraları olan bir yer, biralarımızı  içip bir şeyler atıştırıp artık otele geri döndük ertesi güne hazır olmamız lazım.

2. gün, st 08.00 de Würzburg’a gitmek için yola çıktık. Würzburg Bavyera’nın en büyük eyaletlerinden biri, saray 17. yy da yapılmış, dünyanın en büyük freski buradaymış, J Batista tarafından yapılmış. 4 kıtanın sembollendiği bir fresk, beyaz salon, imparatorluk salonu, ayna odası, yeşil oda, misafir odası tek tek gezdik. 1945  de sarayın yarısı zarar görmüş ve Amerikalılar sarayı koruma altına almışlar, Versay sarayının bir eşi. Sarayın  bahçesi tam 50 yılda tamamlanmış.

.DSC_0795

DSC_0788

DSC_0803

DSC_0813

DSC_0817

DSC_0826  

DSC_0823

        DSC_0845

Bahçede epeyce zaman geçirdikten sonra hareket saatine 1 st zamanımız kaldı, şehir içinde dolaşıp vakit geçirmeye karar verdik. Outdoor ürünleri Avrupa’da oldukça uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz,  bizde epeyce pahalı, görür görmez Jack Wolfskin mağazasına girdik iki katlı inanılmaz modeller var, tabii alışveriş yapmadan olmazdı:)))))

DSC_0882

DSC_0886

DSC_0896

Alışveriş de yaptıktan sonra otobüsümüze bindik ve yaklaşık 1 st yolculuk sonrası Weikersheim kasabasına vardık. Yolda romantik Almanya’da olduğumuzu hatırlatan tabelaları sık sık gördüğümüzü de söylemeyi unutmamam lazım.

DSC_0902

         DSC_0905

Burada 17. yüzyıldan kalma bir şatoyı gezeceğiz, Weikersheim ufacık bir kasaba, yavaş yavaş yürüyüp şatoya ulaştık ama rehberimiz olmadan içeri alamayacaklarını söylediklerinden yaklaşık 15-20 dk rehberi bekledik, rehberle ilgili düşüncelerimi ilerde söyleceğim.

5 euro giriş, içeri girdikten sonra şato içinde de size bir rehber veriyorlar, o size oda oda şatoyu gezdiriyor, içerideki tüm odalar kilitli rehber  odayı açıp sizi içeri alıyor ardından hemen kapıyı kilitleyip size odayı dolaştırmaya başlıyor. Arada bazı seremonileri de yaptırıp olayı eğlenceli hele çeviriyor. Büyük balo  salonuna girmeden önce erkeklerin  kadınların ellerini tutup şarkı eşliğinde içeri girmelerini istiyor tabii ki de yapıyoruz :)))

DSC_0927

DSC_0929

DSC_0936

DSC_0946

              DSC_0957

Şatonun bahçesi de muazzam  büyük, yaklaşık 20 yılda Romalılardan ilham alınarak yapılmış. Şato ve bahçeyi gördükten sonra  meydandaki küçük kiliseyi gezdik, burası zaten ufacık bir kasaba fazla gezebileceğimiz bir yer yok, bir kahve molası verip st 16.30 da çevresi surlarla çevrili Rothenburg’a gitmek üzere yola çıktık. Bu seyahate çıkmadan önce  Romantik yol üzerinde uğrayacağımız yerleri hep araştırmıştım, Rothenburg en merak ettiğim yerdi, ve varır varmaz kendimi kaybediyorum, burası tam bir Noel kasabası inanılmaz şirin, her yerde Noel bibloları, hediyelik eşya satan mağazalar, her yer ışıl ışıl tam benlik.

DSC_1088

 DSC_1090

DSC_1007

DSC_1120

 DSC_1022

DSC_1030

DSC_1028

Ama en kötü tarafı mağazalar st 18.00 de kapanıyor. Biz de guguklu saat alıcaz, koştura koştura daha önceden internetten araştırdığımız Kathe Wohlfahrt  mağazasını bulduk. Burası muhteşem, karşılıklı iki mağazası var, birinin yanında da oyuncak müzesi. Kapıda mağazaya ait çok şirin bir araba var turistler anında devamlı resim çektriyorlar. Mağazalar tam benlik, bir dolu noel biblosu, noel ağaçları, dönme dolaplar, müzik kutuları ve muhteşem guguklu saatler var. Guguklu saatleri ben  çocukluktan beri çok severim nerde görsem bana çocukluğumu hatırlatır, küçükken babam  bana Almanya’dayken palyaço şeklinde bir tane almıştı, Türkiye’ye dönüş yaptığımızda da kuzenim onu bozmuştu ve tamir bile olamamıştı. Şimdi  yeni bir tane alınca kendimi acaip mutlu hissettim artık bizim de bir guguklumuz var :)))) St 18.30 civarı  otelimize yerleşip tekrar  bir de gece görelim diye otobüsle  tekrar meydana geldik. Tabi mağazaların kapanması kötü ama biz yine de vitrinlere bakıp oldukça hoş zaman geçirdik. Birden yağmur bastırınca gördüğümüz ilk açık restauranta daldık,  tercihimiz pizzadan yana.

DSC_1103

 DSC_1125 

      

DSC_1040

DSC_1039

     DSC_1041

         DSC_1172

Kaldığımız otel önceden birahaneymiş, biraz etrafa bakınca zaten o döneme ait eşyalar da görebiliyorsunuz, amaoldukça konforlu ve şık olduğunu söylemeliyim.

DSC_1182          DSC_1196

Romantik yolculuğumuzun bir sonraki durağı 40 km uzaktaki Dinkelsbühl burası da oldukça küçük ama şirin bir kasaba.

DSC_1317

DSC_1321

DSC_1214

DSC_1215

DSC_1226

DSC_1228

DSC_1247 

       DSC_1269

Burada yaklaşık 1 st kadar oyalandık ardından yine romantik yolumuz üzerinde bulunan Nordlingen’ e gittik, 12,5 milyon yıl önce 50 km lik bir alana bir göktaşı düşmüş ve şehir bu krater üzerine kurulmuş.

DSC_1317

Burası da küçük bir kasaba, meydanda biraz dolaşıp mağazalara baktık  ve Ausburg için yola çıktık. Ausburg buraya 1 st mesafede ama romantik yola dahil şehirlerden değil, burada kalmak çok manasız ama yapacak birşeyimiz yok. Ausburg da  romantik yol üzerinde gördüğümüz 2-3 katlı, şık çatıları olan, balkonlarından çiçekler sarkan evlerden yok, burası bayağı büyük apartmanların olduğu kocaman bir şehir. otelimiz şehir merkezşnde, bu nedenle eşyalarımızı koyup hemen çevre turuna çıktık. Moitzplatz, Karlhof, Müller, DM gibi mağazalara baktık. Biz DM leri seviyoruz, oldukça uygun fiyata bakım  ürünleri bulabiliyorum İstanbul’la kıyaslayınca aynı ürünlerde inanılmaz farklar oluyor. Rehberimiz Ausburg’da  yaşıyormuş bize daha önce hapishane olan bir şaraphaneyi önerince akşam yemeği sonrası oraya gittik ertesi gün Münih-Salzburg turumuz olduğundan uyanamama ihtmaline karşılık çok kalamadık.

Sabah Münih’e gitmek için erkenden yola düştük. Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri Münih, Salzburg’a geçeceğimiz için yaklaşık 3-4 st kadar kalabildik ancak BMW müzesi, saat kulesi Dom katedrali, Markplatz, Rathaus’u görebildik. Kaufhof’larda Birkenstock fiyatları daha uygun, mutlaka bakmak lazım.St 11.00 de saat kulesinde dans eden figürleri izledik ve st 12.00 de Salzburg için yola çıktık, Münih’ e kesinlikle çok daha uzun zaman ayırmak lazım.

DSC_1393

DSC_1402

DSC_1404

DSC_1424

DSC_1456

DSC_1426

DSC_1427

     DSC_1466

DSC_1477

Salzburg’a ulaşmak epey zor oldu, korkunç trafik vardı ve hava da yağmurluydu. St. 15.30 da oraya vardığımızda inanılmaz zaman kaybettiğimizden saraya giremedik, sadece kilise meydanı, uzaktan Salzburg kalesi görebildiklerimizdendi. Tam bir Avusturya şehri, şehir merkezinde ara sokaklarda turladık, kendime zıplayan Mozart kuklalarından ve minik bir fare aldım :)))

DSC_1531

DSC_1544

DSC_1573

DSC_1575

    DSC_1591

DSC_1615

Acıkınca tek bulabildiğimiz bir büfeden  sosisli sandviç yedik ve st 18.00 de Ausburg’a dönmek üzere yola çıktık. Yolda otobüsümüzün motor kayışı koptu ve ADAC’ı aradılar ama yaklaşık 2 st sonra geldi. Ben de bu arada kitabımı bitirme fırsatı buldum Tess Gerritsen’in “Sona Kalan” müthiş. Nihayet st 02.00 de otele döndük ve Salzburg eziyetimiz sona erdi.

5. gün: Bugün Ausburg’dan ayrılıyoruz,  yolculuk Füssen’e.

Oteldeki kahvaltı çok güzel, çıtır çıtır simitler, kuruvasan, ve elmalı kekler var.St 09.00 da yola çıktık 1 st sonra Füssen’e yakın şatoların bulunduğu bir yere vardık. Burası 18. yüzyılda Kral Ludwig’in kardeşi için yaptırdığı ama hiç oturamadığı Neuschwanstein şatosu. Sindirella’ya  da konu olmuş çok güzel bir şato. bölgede Bavyera müzesi ve bir müze daha var, üçüne girecekseniz 29 Euro sadece Neuschwanstein şatosunu görecekseniz 12 Euro ödüyorsunuz. Şatoya gitmek merkezden yürüyerek yaklaşık 20 dakikanızı alıyor, ama isteyen bizim gibi tembellik edip 6 Euro ödeyerek faytonlara binip 10 dk da tepeye ulaşabilir :))). Biletin üzerinde şatoya giriş saatiniz yazıyor, öyle ben  geldim hemen içeri gireyim demek yok. Bizim saatimiz 13.35, saatimiz gelince yaklaşık 20 kişilik gruplar halinde bizi içeri aldılar. İnanılmaz güzel bir yer, tek tek dinlenme odası,okuma koltukları, yatak odası, inanılmaz abartılı, şık. Kral korsan ve kuğulara bayılırmış hemen her yerde bu motifleri görüyoruz. Şatoyu gördükten sonra yaklaşık 20 dk daha yürüterek şelalelerin olduğu yere geldik, Tahta bir köprü ile iki dağ  birbirine bağlanmış, manzara inanılmaz güzel, tahta köprü üzerinde ilerleyerek şatonun uzaktan  da resimlerini çektik. Aşağı inmemiz st 16.00 ı buluyor. Çevrede bir çok küçük hediyelik eşya dükkanları var, buradan da minik bir tahta saat aldım.

DSC_1715 

 

DSC_1723

 DSC_1730

DSC_1740

DSC_1727

DSC_1742

DSC_1758 

DSC_1772 

DSC_1784

DSC_1762

DSC_1787

Daha sonra otobüsümüz binip 1 st mesafedeki Füssen’e ulaştık.Burası da aynı Rotenburg gibi masalsı bir şehir,otele eşyaları koyup hemen dıarı çıktık.Nehir kenarından yeşillikler içinden geçip merkeze geldik. Pencerelerinden çiçekler sarkan, rengarenk küçücük evleri olan şık bir kasaba. Hemen girişte küçük bir kilise var, biraz etrafı dolaştık, uzun süredir dondurma yemeyen ben ilk dondurmacıya atladı:)))) 1 top 1 Euro.

Füssen’de de inanılmaz zevkle dolaştım, kendimi çok mutlu hissediyorum böyle yerlerde. Çarşısı da inanılmaz güzel değişik değişik yağ, sabun, baharat dükkanları var, cadı ve melek koleksiyonum için parçalar almayı unutmuyorum tabii:))). Yemek için de güzel alternatifler şık restaurantlar var. Bizim ekiple  deniz ürünlerini tercih edip bir restauranta oturduk, nehir balığı, somon bir çok alternatif var ve çok lezzetli. Biz somonla bira tercih ettik pişman olmadık.

DSC_1872

 DSC_1895

DSC_1927

DSC_1949

Daha sonra çevre turumuzu devam ettik, hediyelik eşya mağazalarına tek tek baktım, yine kandiller, minik biblolar bir dolu şey aldım. Bu küçük bibloları seviyorum evin her tarafı bunlarla dolu, sonra Sedat beni gaza getirip bir dondurma daha ısmarladı. Saat ilerlemesine rağmen bir çok dükkan açık biz de kasaba merkezindeki cafe barlardan birine oturup biralarımızı içmeye devam ettik, sakin, sessiz,  huzur dolu kasabada insan kendini ne kadar huzurlu hissediyor. Ama ertesi gün yolculuk var, Zürih’ e gideceğiz yavaş yavaş yürüyerek yolda resimler çekerek otelimize döndük.

6. gün: Füssen’den çıkıp önce Wasserburg’a gittik, göl kenarında biraz dolaşıp sonrasında Konstanz şehrine geldik, Almanya’nın Bodensee bölgesindeki en büyük şehri, Bodensee Almanya, Avusturya ve İsviçre arasında olan 3 ülkeyle de sınırı olan bir bölge. Konstanz’a insanlar çoğunlukla alışveriş için geliyorlarmış biz de burada sadece çarşı içinde dolaşabildik pek görülecek yeri de yok aslında. 2 st vakit geçirdikten sonra Bodensee çevresindeki minik kasabaları gezdik, st 13.00 de Maine adasına geldik. Burası küçük bir cennet gibi, giriş 15 Euro ama kesinlikle değer, içinde şelaleler, hayvanat bahçeleri, kelebekler, çiçekler, inanılmaz ağaçlar var, çok değişik inanılmaz güzel dekore edilmiş, isterseniz içindeki cafelerde saatlerce oturabilirsiniz.Burada yaklaşık 2 st vakit geçirip Konstanz üzerinden St Galen’a geldik burası İsviçre’ye ait şehir ama  bomboştu. Oldukça pahalı bir şehir 3 hamburger menüye 35 Frank verdik sonrasında yola çıkıp 140 km sonra otelimize ulaştık.

DSC_1995

DSC_2010

DSC_2073

DSC_2100

  DSC_2103

DSC_2086

DSC_2138

DSC_2140

DSC_2167

DSC_2169

DSC_2176

DSC_2205  

DSC_2204

DSC_2213

DSC_2231

DSC_2288

DSC_2308

DSC_2301

        DSC_2373

    DSC_2320

7. gün: Sabah erkenden Zürih’ e gitmek üzere yola çıktık. İsviçre sınırlarına girdikten sonra Zürih gölü çevresinde büyük teknelere binerek göl çevresinde ilerleye ilerleye Zürih’ e ulaştık. Yaklaşık 5 yıl önce Zürih’ e gitmiştim inanılmaz durgun bir şehir gelmişti bana. Bu sefer gittiğimizde  festivale denk geldik, değişik ülkelerden değişik kostümlü bir dolu insan vardı inanılmaz görüntülerdi :))) Şehir merkezinde biraz vakit geçirip Bern’e gittik burası bence doğal güzellikleri açısından Zürih’ten çok daha güzel, tarihi yapı da korunmuş, çok güzel bir şehir. Bern de epeyce vakit geçirdik alışveriş yaptık, merkezde dolaştık gerçekten çok güzeldi.

DSC_2415

 DSC_2418

DSC_2438

DSC_2447

DSC_2439

DSC_2451

DSC_2506

DSC_2510

DSC_2502

 DSC_2516                     DSC_2522   

 

DSC_2514

DSC_2550

DSC_2577

DSC_2569

DSC_2584

DSC_2596

DSC_2637

DSC_2654

  DSC_2659

8. gün. Bugün artık dönüyoruz. Sabah rehber bizi ekstra olarak Metzingen ‘e outlete götürdü ama malesef pazar günü kapalıymış tabi rehberin bunu atlamış olmasını biz de dahil kimse kabul edemiyor. Hem ekstra tur ücretini topladı hem de erkenden bizi yola çıkardı.  Oradan da dönüş için Stuttgart’a gittik.

DSC_2707  

DSC_2735

DSC_2730

DSC_2723

Avrupa’da çoğu şehirde pazar günleri mağazalar açık ama burada kapalı, yemek yemek için bile pastane dışında bir yer bulamadık, arada BMW müzesini gezdik, şehir merkezinde turladık uçağımız akşam saatinde, belli bir saatte havaalanına gitmek üzere toplandık ve dönüş için havaalanına gittik. Yakında İspanya Endülüs Seyahatnamesinde buluşmak üzere…..

Standard

İskandinavya (Danimarka-Norveç-İsveç)

gunferyal's avatargezginiz

Yaklaşık 2 yıl önce Baltık ülkeleri turu yaptığımızda turumuzun son uğrak yeri Helsinki olmuştu ve o zaman şehrin dinginliği, düzeni, manzara ve insanları bende İskandinav ülkelerini görme arzusu uyandırmıştı. İskandinavya turları için farklı alternatifler var, biz Norveç fiyordlarını da (hiç olmazsa bir kısmını) görmek istediğimizden  burayı da kapsayan turlar aramaya başladık. Sadece gemi turu ile kuzey ülkelerini gezebilirsiniz ama biz şehirlerin de hakkını verelim diye düşündüğümüzden arada sadece 1,5 gün Cruise ve ekstra olarak fiyord gezisini içeren bir turda karar kılarak  Kopenhag, Oslo, Karlstad, Stockholm güzergahlı turumuza başlıyoruz.

1. gün Kopenhag

Sabah st 05.00 de uyanıp havaalanına gidiyoruz, uçağımız 8.15 de THY ile, aramızda 1 st lik fark var ve 3 st lik uçuş sonrası st 10.35 te Kopenhag havaalnına iniyoruz. Bavullarımızı alıp rehberimizi buluyoruz. Biz MNG truizmden rezervasyon yaptırmıştık ama havaalanında görüyoruz ki yaklaşık 16 kişilik tur grubumuz farklı farklı turizm şirketlerinden oluşuyor. Rehberimiz Serdar Çelik yeni bir İskandinavya turunu tamamlamış…

View original post 1,543 more words

Standard

İskandinavya (Danimarka-Norveç-İsveç)

Yaklaşık 2 yıl önce Baltık ülkeleri turu yaptığımızda turumuzun son uğrak yeri Helsinki olmuştu ve o zaman şehrin dinginliği, düzeni, manzara ve insanları bende İskandinav ülkelerini görme arzusu uyandırmıştı. İskandinavya turları için farklı alternatifler var, biz Norveç fiyordlarını da (hiç olmazsa bir kısmını) görmek istediğimizden  burayı da kapsayan turlar aramaya başladık. Sadece gemi turu ile kuzey ülkelerini gezebilirsiniz ama biz şehirlerin de hakkını verelim diye düşündüğümüzden arada sadece 1,5 gün Cruise ve ekstra olarak fiyord gezisini içeren bir turda karar kılarak  Kopenhag, Oslo, Karlstad, Stockholm güzergahlı turumuza başlıyoruz.

1. gün Kopenhag

Sabah st 05.00 de uyanıp havaalanına gidiyoruz, uçağımız 8.15 de THY ile, aramızda 1 st lik fark var ve 3 st lik uçuş sonrası st 10.35 te Kopenhag havaalnına iniyoruz. Bavullarımızı alıp rehberimizi buluyoruz. Biz MNG truizmden rezervasyon yaptırmıştık ama havaalanında görüyoruz ki yaklaşık 16 kişilik tur grubumuz farklı farklı turizm şirketlerinden oluşuyor. Rehberimiz Serdar Çelik yeni bir İskandinavya turunu tamamlamış,  Antalyalı, bizi karşılayıp otobüsümüze yönlendiriyor ve hemen şehir turuna başlıyor. Tabi en merak edilen konu para meselesi,Danimarka, İsveç ve Norveç’te euro kullanılmıyor her ülkenin kendi kronu var, 1 Danimarka kronu yaklaşık 2,5 TL a denk geliyor herkes hemen para hesabı yapmaya başlıyor. Hava haziran sonu olmasına rağmen kapalı ve serin yaklaşık 15-16 derece.

Öncelikle şehrin kanallar içinde olması çok hoşuma gidiyor tabi sakinlik ve temizliği anlatmaya gerek yok. İlk durak belediye binası, burası tüm şehrin yönetildiği ayrıca mahkemelerin de görüldüğü bir yer.

DSC_0018

Sonrasında rehberimiz bizi deniz kızı (little marmeide) heykelinin bulunduğu yere götürüyor. Bu aşkı uğruna dünyaya inen ama karşılığında dilsiz kaldığından sevdiğine aşkını ifade edemeyip  köpük haline dönüşen bir deniz kızı için yaptırılmış

DSC_0026

bir heykel. Şehrin merkezşndeki Amelianborg kral ve kraliçe ile çocuklarının oturdukları alan ve herbirinin ayrı binaları var, eğer binanın üzerinde bayrak çekili ise evdelermiş anlamına geliyor, biz oradayken hiçbiri evde değildi :((((.

Ardından biraz serbest zamanımız oluyor, rehber otele st 15.00 den önce giremeyeceğimizi söylediğinden birşeyler yemek ve dolaşarak vakit geçiriyoruz. Alışveriş caddesine gidiyoruz. Burada aynı bizim beyoğlu gibi sağlı sollu bir dolu mağaza var. Daha önve internetten baktığım Monki, Bikbok gibi mağazaların bana pek hitap etmediğini anlıyorum. Yemek için küçük arabalarda satılan ve önlerinde uzun kuyrukların olduğu sosisli sandviç tercih ediyoruz. 1 DKK yaklaşık 2,5 liraya denk geliyor ancak ülke oldukça pahalı,  2 sosisli sandviç, bir kola ve biraya 200 DKK (yaklaşık 80TL) veriyoruz. Nyhavn kanalına doğru yürümeye devam ettiğimizde Guiness rekorlar müzesini görüyoruz kapıda dünyanın en uzun DSC_0081

boylu adamının heykeli var. St 15.00 e yaklaştığında otobüsümüze dönüyoruz ve otele gitmek üzere yola çıkıyoruz. Otel şehrin yaklaşık 10-15 km dışında ama otelin hemen önünden şehir merkezine giden otobüs durağı ve metro istasyonu var. Otelin dış görünüşü oldukça ihtişamlı, yeni yapılan bir otel (Bella Sky) değişik bir mimarisi var.

DSC_0341

Otele yerleştikten sonra otelin önünden otobüse binip 10 dk sonra şehir merkezinde iniyoruz. Hemen Hop On Hop Off’tan 48 st geçerli şehir ve bot turu için biletlerimizi alıyoruz. Kişi başı 225 DKK’u ödüyoruz ve hemen kanal turuna başlıyoruz. Tekneler yaklaşık 100 kişilik ve bir çok dilde tercüme yapılarak anlatılıyor, daha önce de birkaç kez Hop On Hop Off tercih etmiştik görülebilecek hemen her yeri göstermesi açısından oldukça hoşumuza gidiyor. Dikkatimi çeken buradaki binaların mimari yapısı son derece şık tasarlanmış, gözü rahatsız eden hiçbir çıkıntı yok, hiç bir şey gözünüze batmıyor . Bizim ülkemizde örneğin balkonlar alt katın tavanını oluşturur burada sanki binaya sonradan monte edilmiş gibi tam anlamıyla balkon, acaip şirinler.

 

DSC_0321DSC_0283

Black house, opera binası, National Museum önlerinden geçiyoruz, tur yaklaşık 1,5  st sürüyor, sonrasında iyice acıktığımızdan Nydhavn kanalı boyunca yeralan bir çok restauranttan birini seçip oturuyoruz. Yine oldukça yüklü bir hesap ödediğimizi söylememe gerek yok sanırım.

Biraz daha kanal boyunca dolaşıp hava soğuk ve akşam st 21.00 civarı olduğundan otele dönüyoruz. Hava hala aydınlık, güneşin batışını yakalamak için otelin en üst katına çıkıyoruz, 23. kat. St. 23.45 oluyor ve biz sıcak çikolatalarımızı içerken güneş de bize veda ediyor. :))))

2. gün yine Kopenhag’dayız. Bu gün için planımız Tivoli bahçelerini gezmek, Hop On Hop Off tan dün aldığımız biletle şehir turu yapmak va zaman kalırsa çünkü st altıda son sefer var, bir kanal turu daha yapabilmek.

Yine otelden ayrılıp otobüs durağına gidiyoruz, otobüs tam saatinde kalkıyor ancak otobüste sadece 4 kişiyiz, ve şehir merkezine ulaşıyoruz.

İlk durağımız Tivoli bahçeleri, birçok turda burası 40 euroluk ekstra bir tır ancak bahçeye giriş 95 DKK yani yaklaık 40 TL e geliyor bu nedenle şehir merkezinde bulnan bu bahçeyi ekstra tur olarak alıp 40 euro ödemeniz çok gereksiz, çok kolay ulaşabilirsiniz, zaten Kopenhag ufacık bir şehir.

Tivoli bahçesi içerisinde küçük göller, parklar, tiyatro sahnesi, lunapark, hediyelik eşya dükkanları, kafelerin olduğu kocaman bir bahçe, her yaş grubuna hitap eden oyuncaklar var. Son derece huzur verici, yemyeşil çok güzel bir park. Arada hediyelik eşya dükkanlarını gezmeyi ihmal etmiyorum. Çok şık desenler çizilmiş fil heykellerden bir tane alıyorum :))))

DSC_0190 DSC_0195 DSC_0201 DSC_0206 DSC_0209

 

Tivoli bahçelerinden çıkıp yiyecek birşeyler atıştırdıktan sonra Hop On Hop Of ile kısa bir şehir turu yapıyoruz akşam st altıya doğru limana giderek son kez kanal turu yapıp  günümüzü tamamlıyoruz otele erken dönüyoruz .

3. gün Kopenhag da son günümüz, değerlendirmek için otele yakın  avm e gidiyoruz.  Avm içinde dolaşıyoruz ardından otel çevresini gezip odamızı boşaltmak için otele dönüyoruz. Çünkü Oslo’ya gitmek üzere gemiye gideceğiz,st 13.00 de  Tur otobüsü ile limana giderek bizi Oslo’ya  götürecek gemiye biniyoruz, 11 katlı büyük bir gemi.

Limandan ayrılırken Osburg köprüsünü de görme fırsatım oluyor, bir kısmı su altından giden  İsveç ile Danimarka’yı birbirine bağlayan bir köprü.

DSC_0361

 

Kaldığımız kamara minicik, ranzalı yataklarımız var :))) yemeğe kadar geminin içini geziyoruz, hava oldukça soğuk, gemi 11 katlı, içinde 4 restaurant, kumarhane, duty free, spor salonları, yüzme havusu vs var, Duty free nin açılmasını bekleyip biraz alışveriş yapıyoruz:)))))

Akşam yemeğimiz açık büfe, İsveç köfteleri, somon bol miktarda var.

Gece rahat bir uyku uyuyup erkenden kalkıyoruz, dışarı çıkıp  eşsiz Norveç manzarasını seyretmeye koyuluyoruz, manzara gerçekten muhteşem, ara ara geçtiğimiz küçük kasabalar, evler gerçekten muhteşem.

 

DSC_0433 DSC_0441 DSC_0446 DSC_0499

Sonunda Oslo’ya yanaşıyoruz, gemiden inip bizi bekleyen otobüsümüze biniyoruz. Rehber önce şehir turu yapacağımızı st 15’e doğru otele yerleşebileceğimizi söylüyor. İlk istikametimiz televizyondan defalarca gördüğüm Holen Kollen kayak merkezi, hava çok sıcak olmasına rağmen birçok kayakçı  ayaklarında tekerlekli kayaklarla antreman yapıyorlardı.Önce                              DSC_0536 DSC_0521 DSC_0523 DSC_0548

kayak merkezi içindeki müzeyi geziyoruz, daha sonra muhteşem evlerin arasından geçerek şehir merkezine ilerliyoruz, bu kez Vigeland parkına geliyoruz. Burası ünlü heykeltraş Vigeland’ın sağlığında yaptığı eserlerin yeraldığı bir park, Vigeland kendi eserlerini sunabileceği bir alan istemiş Kraldan o da böyle bir park hazırlatmış Vigeland’ın taslak halindeki eserleri de o öldükten sonra öğrencileri tarafından tamamlanmış. Park üç bölümden oluşuyor ilk bölüm doğum öncesi, ikinci bölüm doğum, üçüncü bölüm de doğum sonrası insan ilişkileri ve ölümü tasvir eden insan heykellerindenDSC_0575 DSC_0584 DSC_0595

oluşuyor. En çok etkilendiğim yapıtlardan biri beş ayrı kıtanın sembolize edildiği ve dünyanın yükünü farklı farklı taşıdıklarını gösteren çalışma.

Sonrasında rehber hem biraz dinlenme hem de yemek için serbest zaman bırakacağı merkeze getiriyor bizi, Oslo sevimli

 

DSC_0656

bir şehir, önce liman çevresini dolaşıp çevresini dolaşıp Subway’den sandviçlerimizi alarak parklardan birine oturuyoruz. Kanallar içinde, birçok parkın olduğu oldukça  modern bir şehir.  mağazaları geziyoruz ardından da rehberle buluşup otelimize yerleşiyoruz. Oslo da Radisson Sas’da kaldık burası da şehir merkezin e 10 dk mesafede bulunan şık bir otel hemen eşyalarımızı bırakıp oslo ya gitmek üzere otobüse biniyoruz çünkü ertesi gün için fiyordların bir bölümünü görmek için Flam’a gideceğiz, tren istasyonunda inip çevreyi gezmeye başlıyoruz.Biraz mağazaları dolaşıp otelimize geri dönüyoruz.

5. gün:

Sabah altıda kalıp kahvaltımızı yaptıktan sonra otobüsümüze binerek Bergen’ e gitmek üzere yola çıkıyoruz yeşillikler içinde yola alıyoruz. İlk olarak ortaçağdan  kalma bir kilise olan Borgund kilisesinde duruyoruz.  Çizgifilmlerdeki gibi mhteşem bişey ama içine girmek için 80 TL istenince sadece dış kısmını fotoğraflıyoruz.

DSC_0766 DSC_0755

Ardından dünyanın en uzun tünellerinden biri olan 24 km lik tünele girerek Bergen’e doğru ilerliyoruz. Tünel içinde ara ara mavi renklendirilmiş korkabilecekler için dinlenme alanları var. Sonunda Bergen’ e varıyoruz. Rehber biletlerimizi alrken ben hediyelik eşya dükkanlarına bakıyorm. hayatımda bu kadar sevimli ve çok sayıda Trol’ü birarada görnmedim.

DSC_0795 DSC_0796

Gemiye binerek fiyordların bir ayağını yapacağımız Flam’a doğru uzanan yolculuğumuza başlıyoruz.Gördüğümüz doğa güzellikleri ifade edebilmem imkansız sanırım.

DSC_0800 DSC_0998 DSC_0977 DSC_0966 DSC_0802 DSC_0808 DSC_0814 DSC_0818 DSC_0822 DSC_0834 DSC_0844 DSC_0859 DSC_0883

Flam’a ulaştığımızda gördüğümüz doğa güzellikleri karşısında sarhoş olmamak mümkün değil, sırada dağ treni yolculuğu var Flam ile Myrdal arasında yaklaşık 2 st lik yolculuk yapmak üzere trene biniyoruz.

DSC_0008 DSC_0021

Tren yolculuğu da en az gemi kadar muhteşem,

DSC_0025 DSC_0041

tran büyük bir şelale önünde mola veriyor ve bizi yöresel kıyafetler giymiş dağların arasında şarkı söyleyen kızlar karşılıyor. Efsaneleri de var,   iki kız kardeş  erkekleri dans ederek kandırıp dağların içine çekip ardından boğazlarını kesiyorlarmış, grubumuzdaki erkekler dehşete düşüyor tabi :)))).

Daha sonra tekrar trene binip aynı yoldan geri dönüp Flam’ a ulaşıyoruz ve otobüsümüze binip otele doğru yola çıkıyoruz, haziran sonu olmasına rağmen dağlarda hala yeterince kar var.

Otele gece dönüp hemen kendimizi yatağa atıyoruz rehberimiz insaflı bize st 10 gibi Stockholm için yola çıkacağımızı söylüyoe erkeneden kalmamıza gerek yok.

6. gün.

Stockholm’e doğru kahvaltı sonrası yola çıkıyoruz, herkesin dilinde  birgün önceki doğa güzellikleri var. Yol üzerinde önce Karlstad da yaklaşık 3-4 st mola veriyoruz. Burası da oldukça sevimli bir şehir.

DSC_0187 DSC_0212

Birşeyler atıştırıp etrafı dolaşıyoruz, İsveç diğer ülkelere göre daha hesaplı alışveriş için mağazalara balıyoruz ve gerçekten çok uygun fiyatlara kar montları alıyoruz.:))))

St 15.00 cicarı tekrar otobüse binip yine yeşillikler içinden gece yarısı Stocholm e ulaşıyoruz Globe otele yerleşiyoruz, otele bitişik (yemek salonundan etkinlikler seyredilebiliyor) kapalı spor salonunun olduğu değişik bir otel, merkezin biraz dışında ama otelin yanında Globe metro istasyonu var ve şehir merkezine ulaşmak çok kolay.

7. gün

Sabah erkenden kalıyoruz rehberle şehir turu yapacağız, rehberimiz bizi fotoğraf çekmek için Fögelströms’ e götürüyor tepeden Stockholm ü fotoğraflıyoruz. rehberimiz sonrasında bizi şehir merkezine götürüp bırakıyor, planda Vasa müzesi, uzun çoraplı kzın müzesi, kanallar turu ve alışveriş yapmak var.

DSC_0305 DSC_0349 DSC_0352 DSC_0360 DSC_0353 DSC_0361 DSC_0370 DSC_0388 DSC_0446 DSC_0457 DSC_0459 DSC_0486 DSC_0503 DSC_0514 DSC_0517 DSC_0539 DSC_0550 DSC_0565

Vasa müzesi içinde tam 333 yıl sular altında kalmış ve çıkarıldıktan sonra yaklaşık orjinalinin %90-95 inin korunduğu bir ortaçağ Viking gemisi gerçekten büyüleyici, geminin içine giriş yasak sadece dışarısını görebiliyorsunuz. Oradan çıkıp uzun çoraplı kızın müzesine (Junbacken) gidiyorum :))))

Şehirde hemen hemen her yer yürüyüş mesafesinde köprülerle kanallar üzerinden geçerek şehrin büyük bölümünü gezmeye çalışıyoruz. Akşam st 20.00 civarı otelimize dönüyoruz.

Son gün Stockholm de yarım günümüz var, şehir merkezine gidip biraz alışveriş yapıyoruz eğer kayak ya da outdoor tutkunuz varsa birçok malzemeyi buradan çok uygun fiyatlarla alabilirsiniz (Helly Hansen, Peak Performance gibi)

St 12.00 de otelden ayrılarak İstanbul’a dönmek üzere havaalanına gidiyoruz, bir gezimizi daha tamamlıyoruz.

Görüşmek üzere…..

 

Standard