Romantik Almanya’dayız

İlk duyduğumda herkes gibi Almanya’nın da romantikliği mi olur demiştim ama gördüklerim karşısında hayran kaldığımdan tüm sözlerimi geri aldım bakalım siz de beğenecekmisiniz?

Sabah THY’ın st 6.55 uçağı ile yola koyulduk  ve st 10’da Frankfurt’ta uçağımızdan inip Romantik Yolumuza başladık. Bu kez yanımızda ablam ve onun gezgin eczacı arkadaşları var, hepsi birbirinden hayat dolu.

Almanya benim için çocukluğumu hatırlattığı için galiba çok özel, ne zaman gitsem çok huzurlu hissediyorum kendimi. Frankfurt Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri  havaalanından hemen sonra rehber otele gitmeden evvel önce merkezde kısa bir şehir turu yaptırdı ve Gothe’nin evine kadar yürüdük,  3 katlı bir ev,  burada Goethe’nin kendine ait özel eşyaları var, yemek masaları, yatak odası, kütüphanesi tarih kokuyor resmen,  kapıda eski zaman giysili kızlar bilet satıyorlar, ben evde dolanırken Sedat dışarıda resim çekti.

DSC_0600                  DSC_0651

Evden çıkar çıkmaz Sedat ı ararken ilk gördüğüm dondurmacıya daldım tabii ki, ve onun beni bulması hiç zor olmadı :))

Romantik yolumuzun ilk  durağı Heidelberg,  son derece keyifli yeşillikler içinde bir yolculuk yaptık Heidelberg’ e giderken. Frankfurt ile arada yaklaşık 80 km mesafe var, burası tam bir üniversite şehri, Neckar nehri kenarına kurulmuş,  şirin  mi şirin kırmızı damlı küçük evlerin yeraldığı bir şehir. Şehre adını veren Heidelberg kalesi 2. dünya savaşı sırasında biraz harap olmuş arada yıkılan yerleri var ama gerçekten muhteşem. Kalenin içinde bulunduğu bahçe de o kadar güzel ve bakımlı ki, ne bir pislik ne de gözü rahatsız eden bir şey var, çimenlere uzanmış insanlar, kitap okuyanlar, oyun oynayan çocuklar hiç kimse diğerini rahatsız etmiyor,  yine Avrupa’da olmanın farkını yaşadım, böyle zamanlarda ruhum acaip dinleniyor ama hayatımla ilgili keşkeler yaşayıp üzüntü duyuyorum. Ben de ayakkabılarımı çıkarıp ortama uyum sağladım bahçenin çoğu yerini çıplak ayakla dolaştım, eee ne de olsa romantik Almanya’dayız:))) bir şekilde romantizme başlamak lazım.

DSC_0675 DSC_0679

DSC_0691

DSC_0702

           DSC_0715

Almanya’da olmak benim için Bratwurst yemek demek, aslında normalde hiç sosis sevmeyen sevgilim de  sayemde alıştığı için ne yiyeceğimize karar vermekte pek zorluk çekmedik :)))

Karnımızı doyurduktan sonra otobüsümüze binip Wernheim’da bulunan otelimize ( NH Hotels) gitmek üzere yola koyulduk,

DSC_0760

Otele yerleştik akşam yemeği için otele yakın bir restauranta gitmeye karar verdik bu arada hava birden değişti bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı koşa koşa restauranta girdik su içinde kaldık, eeee nede olsa  romantik yoldayız ya romantizm bu olsa  gerek :)))) Burası ilginç ev yapımı biraları olan bir yer, biralarımızı  içip bir şeyler atıştırıp artık otele geri döndük ertesi güne hazır olmamız lazım.

2. gün, st 08.00 de Würzburg’a gitmek için yola çıktık. Würzburg Bavyera’nın en büyük eyaletlerinden biri, saray 17. yy da yapılmış, dünyanın en büyük freski buradaymış, J Batista tarafından yapılmış. 4 kıtanın sembollendiği bir fresk, beyaz salon, imparatorluk salonu, ayna odası, yeşil oda, misafir odası tek tek gezdik. 1945  de sarayın yarısı zarar görmüş ve Amerikalılar sarayı koruma altına almışlar, Versay sarayının bir eşi. Sarayın  bahçesi tam 50 yılda tamamlanmış.

.DSC_0795

DSC_0788

DSC_0803

DSC_0813

DSC_0817

DSC_0826  

DSC_0823

        DSC_0845

Bahçede epeyce zaman geçirdikten sonra hareket saatine 1 st zamanımız kaldı, şehir içinde dolaşıp vakit geçirmeye karar verdik. Outdoor ürünleri Avrupa’da oldukça uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz,  bizde epeyce pahalı, görür görmez Jack Wolfskin mağazasına girdik iki katlı inanılmaz modeller var, tabii alışveriş yapmadan olmazdı:)))))

DSC_0882

DSC_0886

DSC_0896

Alışveriş de yaptıktan sonra otobüsümüze bindik ve yaklaşık 1 st yolculuk sonrası Weikersheim kasabasına vardık. Yolda romantik Almanya’da olduğumuzu hatırlatan tabelaları sık sık gördüğümüzü de söylemeyi unutmamam lazım.

DSC_0902

         DSC_0905

Burada 17. yüzyıldan kalma bir şatoyı gezeceğiz, Weikersheim ufacık bir kasaba, yavaş yavaş yürüyüp şatoya ulaştık ama rehberimiz olmadan içeri alamayacaklarını söylediklerinden yaklaşık 15-20 dk rehberi bekledik, rehberle ilgili düşüncelerimi ilerde söyleceğim.

5 euro giriş, içeri girdikten sonra şato içinde de size bir rehber veriyorlar, o size oda oda şatoyu gezdiriyor, içerideki tüm odalar kilitli rehber  odayı açıp sizi içeri alıyor ardından hemen kapıyı kilitleyip size odayı dolaştırmaya başlıyor. Arada bazı seremonileri de yaptırıp olayı eğlenceli hele çeviriyor. Büyük balo  salonuna girmeden önce erkeklerin  kadınların ellerini tutup şarkı eşliğinde içeri girmelerini istiyor tabii ki de yapıyoruz :)))

DSC_0927

DSC_0929

DSC_0936

DSC_0946

              DSC_0957

Şatonun bahçesi de muazzam  büyük, yaklaşık 20 yılda Romalılardan ilham alınarak yapılmış. Şato ve bahçeyi gördükten sonra  meydandaki küçük kiliseyi gezdik, burası zaten ufacık bir kasaba fazla gezebileceğimiz bir yer yok, bir kahve molası verip st 16.30 da çevresi surlarla çevrili Rothenburg’a gitmek üzere yola çıktık. Bu seyahate çıkmadan önce  Romantik yol üzerinde uğrayacağımız yerleri hep araştırmıştım, Rothenburg en merak ettiğim yerdi, ve varır varmaz kendimi kaybediyorum, burası tam bir Noel kasabası inanılmaz şirin, her yerde Noel bibloları, hediyelik eşya satan mağazalar, her yer ışıl ışıl tam benlik.

DSC_1088

 DSC_1090

DSC_1007

DSC_1120

 DSC_1022

DSC_1030

DSC_1028

Ama en kötü tarafı mağazalar st 18.00 de kapanıyor. Biz de guguklu saat alıcaz, koştura koştura daha önceden internetten araştırdığımız Kathe Wohlfahrt  mağazasını bulduk. Burası muhteşem, karşılıklı iki mağazası var, birinin yanında da oyuncak müzesi. Kapıda mağazaya ait çok şirin bir araba var turistler anında devamlı resim çektriyorlar. Mağazalar tam benlik, bir dolu noel biblosu, noel ağaçları, dönme dolaplar, müzik kutuları ve muhteşem guguklu saatler var. Guguklu saatleri ben  çocukluktan beri çok severim nerde görsem bana çocukluğumu hatırlatır, küçükken babam  bana Almanya’dayken palyaço şeklinde bir tane almıştı, Türkiye’ye dönüş yaptığımızda da kuzenim onu bozmuştu ve tamir bile olamamıştı. Şimdi  yeni bir tane alınca kendimi acaip mutlu hissettim artık bizim de bir guguklumuz var :)))) St 18.30 civarı  otelimize yerleşip tekrar  bir de gece görelim diye otobüsle  tekrar meydana geldik. Tabi mağazaların kapanması kötü ama biz yine de vitrinlere bakıp oldukça hoş zaman geçirdik. Birden yağmur bastırınca gördüğümüz ilk açık restauranta daldık,  tercihimiz pizzadan yana.

DSC_1103

 DSC_1125 

      

DSC_1040

DSC_1039

     DSC_1041

         DSC_1172

Kaldığımız otel önceden birahaneymiş, biraz etrafa bakınca zaten o döneme ait eşyalar da görebiliyorsunuz, amaoldukça konforlu ve şık olduğunu söylemeliyim.

DSC_1182          DSC_1196

Romantik yolculuğumuzun bir sonraki durağı 40 km uzaktaki Dinkelsbühl burası da oldukça küçük ama şirin bir kasaba.

DSC_1317

DSC_1321

DSC_1214

DSC_1215

DSC_1226

DSC_1228

DSC_1247 

       DSC_1269

Burada yaklaşık 1 st kadar oyalandık ardından yine romantik yolumuz üzerinde bulunan Nordlingen’ e gittik, 12,5 milyon yıl önce 50 km lik bir alana bir göktaşı düşmüş ve şehir bu krater üzerine kurulmuş.

DSC_1317

Burası da küçük bir kasaba, meydanda biraz dolaşıp mağazalara baktık  ve Ausburg için yola çıktık. Ausburg buraya 1 st mesafede ama romantik yola dahil şehirlerden değil, burada kalmak çok manasız ama yapacak birşeyimiz yok. Ausburg da  romantik yol üzerinde gördüğümüz 2-3 katlı, şık çatıları olan, balkonlarından çiçekler sarkan evlerden yok, burası bayağı büyük apartmanların olduğu kocaman bir şehir. otelimiz şehir merkezşnde, bu nedenle eşyalarımızı koyup hemen çevre turuna çıktık. Moitzplatz, Karlhof, Müller, DM gibi mağazalara baktık. Biz DM leri seviyoruz, oldukça uygun fiyata bakım  ürünleri bulabiliyorum İstanbul’la kıyaslayınca aynı ürünlerde inanılmaz farklar oluyor. Rehberimiz Ausburg’da  yaşıyormuş bize daha önce hapishane olan bir şaraphaneyi önerince akşam yemeği sonrası oraya gittik ertesi gün Münih-Salzburg turumuz olduğundan uyanamama ihtmaline karşılık çok kalamadık.

Sabah Münih’e gitmek için erkenden yola düştük. Almanya’nın en büyük şehirlerinden biri Münih, Salzburg’a geçeceğimiz için yaklaşık 3-4 st kadar kalabildik ancak BMW müzesi, saat kulesi Dom katedrali, Markplatz, Rathaus’u görebildik. Kaufhof’larda Birkenstock fiyatları daha uygun, mutlaka bakmak lazım.St 11.00 de saat kulesinde dans eden figürleri izledik ve st 12.00 de Salzburg için yola çıktık, Münih’ e kesinlikle çok daha uzun zaman ayırmak lazım.

DSC_1393

DSC_1402

DSC_1404

DSC_1424

DSC_1456

DSC_1426

DSC_1427

     DSC_1466

DSC_1477

Salzburg’a ulaşmak epey zor oldu, korkunç trafik vardı ve hava da yağmurluydu. St. 15.30 da oraya vardığımızda inanılmaz zaman kaybettiğimizden saraya giremedik, sadece kilise meydanı, uzaktan Salzburg kalesi görebildiklerimizdendi. Tam bir Avusturya şehri, şehir merkezinde ara sokaklarda turladık, kendime zıplayan Mozart kuklalarından ve minik bir fare aldım :)))

DSC_1531

DSC_1544

DSC_1573

DSC_1575

    DSC_1591

DSC_1615

Acıkınca tek bulabildiğimiz bir büfeden  sosisli sandviç yedik ve st 18.00 de Ausburg’a dönmek üzere yola çıktık. Yolda otobüsümüzün motor kayışı koptu ve ADAC’ı aradılar ama yaklaşık 2 st sonra geldi. Ben de bu arada kitabımı bitirme fırsatı buldum Tess Gerritsen’in “Sona Kalan” müthiş. Nihayet st 02.00 de otele döndük ve Salzburg eziyetimiz sona erdi.

5. gün: Bugün Ausburg’dan ayrılıyoruz,  yolculuk Füssen’e.

Oteldeki kahvaltı çok güzel, çıtır çıtır simitler, kuruvasan, ve elmalı kekler var.St 09.00 da yola çıktık 1 st sonra Füssen’e yakın şatoların bulunduğu bir yere vardık. Burası 18. yüzyılda Kral Ludwig’in kardeşi için yaptırdığı ama hiç oturamadığı Neuschwanstein şatosu. Sindirella’ya  da konu olmuş çok güzel bir şato. bölgede Bavyera müzesi ve bir müze daha var, üçüne girecekseniz 29 Euro sadece Neuschwanstein şatosunu görecekseniz 12 Euro ödüyorsunuz. Şatoya gitmek merkezden yürüyerek yaklaşık 20 dakikanızı alıyor, ama isteyen bizim gibi tembellik edip 6 Euro ödeyerek faytonlara binip 10 dk da tepeye ulaşabilir :))). Biletin üzerinde şatoya giriş saatiniz yazıyor, öyle ben  geldim hemen içeri gireyim demek yok. Bizim saatimiz 13.35, saatimiz gelince yaklaşık 20 kişilik gruplar halinde bizi içeri aldılar. İnanılmaz güzel bir yer, tek tek dinlenme odası,okuma koltukları, yatak odası, inanılmaz abartılı, şık. Kral korsan ve kuğulara bayılırmış hemen her yerde bu motifleri görüyoruz. Şatoyu gördükten sonra yaklaşık 20 dk daha yürüterek şelalelerin olduğu yere geldik, Tahta bir köprü ile iki dağ  birbirine bağlanmış, manzara inanılmaz güzel, tahta köprü üzerinde ilerleyerek şatonun uzaktan  da resimlerini çektik. Aşağı inmemiz st 16.00 ı buluyor. Çevrede bir çok küçük hediyelik eşya dükkanları var, buradan da minik bir tahta saat aldım.

DSC_1715 

 

DSC_1723

 DSC_1730

DSC_1740

DSC_1727

DSC_1742

DSC_1758 

DSC_1772 

DSC_1784

DSC_1762

DSC_1787

Daha sonra otobüsümüz binip 1 st mesafedeki Füssen’e ulaştık.Burası da aynı Rotenburg gibi masalsı bir şehir,otele eşyaları koyup hemen dıarı çıktık.Nehir kenarından yeşillikler içinden geçip merkeze geldik. Pencerelerinden çiçekler sarkan, rengarenk küçücük evleri olan şık bir kasaba. Hemen girişte küçük bir kilise var, biraz etrafı dolaştık, uzun süredir dondurma yemeyen ben ilk dondurmacıya atladı:)))) 1 top 1 Euro.

Füssen’de de inanılmaz zevkle dolaştım, kendimi çok mutlu hissediyorum böyle yerlerde. Çarşısı da inanılmaz güzel değişik değişik yağ, sabun, baharat dükkanları var, cadı ve melek koleksiyonum için parçalar almayı unutmuyorum tabii:))). Yemek için de güzel alternatifler şık restaurantlar var. Bizim ekiple  deniz ürünlerini tercih edip bir restauranta oturduk, nehir balığı, somon bir çok alternatif var ve çok lezzetli. Biz somonla bira tercih ettik pişman olmadık.

DSC_1872

 DSC_1895

DSC_1927

DSC_1949

Daha sonra çevre turumuzu devam ettik, hediyelik eşya mağazalarına tek tek baktım, yine kandiller, minik biblolar bir dolu şey aldım. Bu küçük bibloları seviyorum evin her tarafı bunlarla dolu, sonra Sedat beni gaza getirip bir dondurma daha ısmarladı. Saat ilerlemesine rağmen bir çok dükkan açık biz de kasaba merkezindeki cafe barlardan birine oturup biralarımızı içmeye devam ettik, sakin, sessiz,  huzur dolu kasabada insan kendini ne kadar huzurlu hissediyor. Ama ertesi gün yolculuk var, Zürih’ e gideceğiz yavaş yavaş yürüyerek yolda resimler çekerek otelimize döndük.

6. gün: Füssen’den çıkıp önce Wasserburg’a gittik, göl kenarında biraz dolaşıp sonrasında Konstanz şehrine geldik, Almanya’nın Bodensee bölgesindeki en büyük şehri, Bodensee Almanya, Avusturya ve İsviçre arasında olan 3 ülkeyle de sınırı olan bir bölge. Konstanz’a insanlar çoğunlukla alışveriş için geliyorlarmış biz de burada sadece çarşı içinde dolaşabildik pek görülecek yeri de yok aslında. 2 st vakit geçirdikten sonra Bodensee çevresindeki minik kasabaları gezdik, st 13.00 de Maine adasına geldik. Burası küçük bir cennet gibi, giriş 15 Euro ama kesinlikle değer, içinde şelaleler, hayvanat bahçeleri, kelebekler, çiçekler, inanılmaz ağaçlar var, çok değişik inanılmaz güzel dekore edilmiş, isterseniz içindeki cafelerde saatlerce oturabilirsiniz.Burada yaklaşık 2 st vakit geçirip Konstanz üzerinden St Galen’a geldik burası İsviçre’ye ait şehir ama  bomboştu. Oldukça pahalı bir şehir 3 hamburger menüye 35 Frank verdik sonrasında yola çıkıp 140 km sonra otelimize ulaştık.

DSC_1995

DSC_2010

DSC_2073

DSC_2100

  DSC_2103

DSC_2086

DSC_2138

DSC_2140

DSC_2167

DSC_2169

DSC_2176

DSC_2205  

DSC_2204

DSC_2213

DSC_2231

DSC_2288

DSC_2308

DSC_2301

        DSC_2373

    DSC_2320

7. gün: Sabah erkenden Zürih’ e gitmek üzere yola çıktık. İsviçre sınırlarına girdikten sonra Zürih gölü çevresinde büyük teknelere binerek göl çevresinde ilerleye ilerleye Zürih’ e ulaştık. Yaklaşık 5 yıl önce Zürih’ e gitmiştim inanılmaz durgun bir şehir gelmişti bana. Bu sefer gittiğimizde  festivale denk geldik, değişik ülkelerden değişik kostümlü bir dolu insan vardı inanılmaz görüntülerdi :))) Şehir merkezinde biraz vakit geçirip Bern’e gittik burası bence doğal güzellikleri açısından Zürih’ten çok daha güzel, tarihi yapı da korunmuş, çok güzel bir şehir. Bern de epeyce vakit geçirdik alışveriş yaptık, merkezde dolaştık gerçekten çok güzeldi.

DSC_2415

 DSC_2418

DSC_2438

DSC_2447

DSC_2439

DSC_2451

DSC_2506

DSC_2510

DSC_2502

 DSC_2516                     DSC_2522   

 

DSC_2514

DSC_2550

DSC_2577

DSC_2569

DSC_2584

DSC_2596

DSC_2637

DSC_2654

  DSC_2659

8. gün. Bugün artık dönüyoruz. Sabah rehber bizi ekstra olarak Metzingen ‘e outlete götürdü ama malesef pazar günü kapalıymış tabi rehberin bunu atlamış olmasını biz de dahil kimse kabul edemiyor. Hem ekstra tur ücretini topladı hem de erkenden bizi yola çıkardı.  Oradan da dönüş için Stuttgart’a gittik.

DSC_2707  

DSC_2735

DSC_2730

DSC_2723

Avrupa’da çoğu şehirde pazar günleri mağazalar açık ama burada kapalı, yemek yemek için bile pastane dışında bir yer bulamadık, arada BMW müzesini gezdik, şehir merkezinde turladık uçağımız akşam saatinde, belli bir saatte havaalanına gitmek üzere toplandık ve dönüş için havaalanına gittik. Yakında İspanya Endülüs Seyahatnamesinde buluşmak üzere…..

Standard

11 thoughts on “Romantik Almanya’dayız

  1. Huseyin's avatar Huseyin says:

    Detay oldukça iyi, ne çok fazla nede az (ana hatlar verilmiş). Belki biraz daha yemek fiatları detaylandırılabilir. O zaman ne kadarlık bir bütçe ayırmak gerektiğini kestirebiliriz.
    Sedat bey bu arada resimler tıklanınca büyüyor 🙂

    Liked by 1 person

  2. Pingback: Romantik Almanya’dayız | gezginiz

Leave a reply to Sedat Cancel reply